Anasayfa Moda Renkler Mavi En Sıcak Renktir

Mavi En Sıcak Renktir

240
0
PAYLAŞ

blue-1[1]O gün yorganı başıma çekip uyumak istiyordum sadece.

Israrla çalan telefon beni vücudumun şeklini almış yataktan çıkardı. Yerdeki süprüntülere basarak sürüngen gibi ilerledim telefona doğru. O kadar ısrar etti ki dayanamadım evet deyiverdim. Telefonu kapatır kapatmaz beni pişman eden bir evet. Sırtımda pis bir ürperti dolaştı. Dolabın kapağını açmak karşısında boş bakışlarla bir süre durmak. Bulup zorla giydiğim hiçbir şeyi kendime yakıştırmamak.  Yağdan iplik iplik olmuş saçlarımı toplamakla toplamamak arasında gidip gelmek.  Evden çıkmak için yapmam gereken tüm hareketler sırtımda dev bir kaya parçası oldu sanki, iki büklüm oldum.

Ter de bassa, ölümüne üşensem de çıkıp gidecektim o lanet olası sinemaya. Bir süreliğine de olsa kozamdan çıkmak belki iyi hissettirecekti, bilmiyorum. Üzerinde hala bira lekesi olan fare rengi süet ayakkabılarımı geçirdiğim gibi çıktım evden.

Beklerken yüzüme vuran rüzgâr iyi geldi. Dirildim sanki. Etrafıma ördüğüm bulanık sisi delip neşeyle gözlerimi kapattı arkadan.  Ellerinin sigara kokusundan anladım şıp diye o olduğunu. O küçücük parmaklarına annelerinin kırmızı ojesini süren kızlar gibi özenti dururdu ellerinde sigara hep.

Yan yana yürümeye başladık.

-Niye zorla çıkardın beni evden?

– Örümcek ağı bağlayacaktın o evde biraz daha kalsaydın da ondan.

Sanki önemi varmış gibi sordum:

-Hangi filme gidiyoruz?

-“Mavi en sıcak renktir” e gidiyoruz.

-Nereden bulursun bu eksantrik filmleri?  Kim oynuyor?

-Sana ne kimin oynadığından, bir sürü ödülü olan bir film.

– Aşk filmiyse ben almayayım.

Boynuma doladığım atkıdan beni kendine çekip yanağımdan öptü.

-Bu da nereden çıktı şimdi ?

Cevap vermeden beni balıkçılar çarşısına sürükledi.

-Nereye gidiyoruz ?

-Daha filme var, şurada az biraz demlenmeyelim mi ? Hem ben ne zaman kafam iyi olsa filmi daha iyi anlıyorum. Geçenlerde İtalyanca bir filme gittik mesela, yemin ediyorum hiç alt yazılara bakmadan anladım filmi, hatta sonunda ağladım bile.

– Sen anlarsın da, ağlarsın da, şaşırmam.

Hafif tebessüm ettim.

-Hah şöyle keyfin yerine gelsin biraz.

Dışarıdaki masalardan birine oturduk. Soğuk bile olsa fark etmezdi, illa sigara içecekti biliyorum.  Bende anlamsız bir acıma duygusu uyandıran o küçücük elleriyle.

-Lekarda alalım. Taze mi? Haydari gitmez yanına şimdi bozar, eşek fasulyesi alalım, peynir ver bize sen. Ama mektup zarfı inceliğinde olmasın bak bu defa.  İki tane paçanga at ızgaraya.  İçinde pastırmanın kokusu değil, kendisi olsun bak ama. Bir de, tatlılığından içimizin kıyılacağı kavun isteriz.

Garson sipariş tufanında boğulmuş kafasında söylenenleri toparlamaya çalışıyordu.

Filme kadar olan bir saatte üçer duble rakıyı, bolca kızarmış ekmekle tüm mezeleri ve onca boş lakırdıyı mideye indirmiştik. Hafiften başım dönüyordu İstiklal’de yürürken.  Soğuk hava yüzüme çarpıyor, bozulmasını istemediğim dumanlı kafamı açıp, beni gerçekliğe taşıyordu.

Koluma girmiş hiç susmadan konuşuyordu.  Neşe bugün duvarlarımdan geçmiyordu. Konuşmadan yan yana yürümeyi tercih ederdim ama bunu ona söyleyemiyordum. Her zaman kaybetmeme sebep olan ahmakça saygımdan.  Dudaklarına ne sürmüştü böyle, vişne çürüğü bir ruj. Ne ara sürmüştü onu ?  Hayatımda hep imrendiğim ama bir yandan da olmak istemediğim kadınlardandı.

Koltuğa kaykılarak oturduğumuzda kulağıma eğilip:

-Seveceksin dedi.

Çok mu yaklaştı dudakları kulağıma bunu söylerken. Değmiş midir ruju?

-Müsaade et ben karar vereyim dedim.

Küçük ellerini kucağında küskünce birleştirdi, hafiften dudağı da sarktı mı ne?

Aldırmadım. Beyoğlu’nda belki de son kalan bu eski sinema salonun nemli, küflü, eski kokusunu soluyordum.

Işıklar tamamen söndü ve biz Mavinin en sıcak rengiyle  buluştuk. Yetenekli, kısa mavi saçlı ressam kız ile afet lise öğrencisinin aşkını anlatıyordu film. İki kadın arasındaki duygusallığın ve cinselliğin bu kadar yoğun yaşanabileceğini tahmin etmezdim. Filmin tek bir sahnesinde bile şu güzel kızın karşısındaki bir erkek olmalıydı demedim. Hatta birkaç sahnede itiraf edeyim tahrik bile oldum. Yan gözle ne zaman ona baksam bana bakarken buldum. Sanki filmi değil, tartmak ister gibi beni izliyordu.

Kulağıma eğilip:

-Terkedilmeyi hiç hak etmiyor dedi.

-Nereden biliyorsun terkedileceğini ?

Çok sinirlenmiştim.

-Bana yalan söyledin değil mi, sen izledin bu filmi ?

-Evet ne olmuş, ben beğendiğim filmi on kere bile izlerim.

Gözlerinin beyazı karanlık salonda kocaman olmuş bana bakıyordu. Ağzındaki nahoş rakı kokusuyla;

-Üstelik seninle izlemek istedim.

Bir kısmı çıkmış vişne rengi rujlu dudakları, yarısı aydınlanmış yüzü hiç görmediğim bir ifadeye bürünmüştü.

O an anladım. Kafamdaki dağınık duran birçok anı parçası düzenli bir şekilde olması gereken yerlere oturdu.

Yüzüne bakmaya devam edemedim.

Ekrana döndüğümde mavi saçlı kız afet lise öğrencisini tutkuyla öpüyordu, daha terk etmemişti, belki de hiç terk etmeyecekti.

Belki de kadınlar kadınları hiç terk etmezdi.

 

PAYLAŞ
Önceki yazıCannes Film Festivali Açılış / Kırmızı Halı
Sonraki yazıBeyaz ile Pastel’in Muhteşem Dansı!
Nisa Aslı Erten
Hayatı doya doya her anıyla yaşamayı seven, mutluluğu detaylarda bulmayı bilen, Eren'in annesi, kedi çılgını, seyahat sever, fotoğrafçı, öykü yazarı, güneşli iklim insanı, yemek yapmayı terapi olarak gören, ruh haline göre kıyafetler ve aksesuarlarla oynamayı seven bir titiz başak burcu kadını.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here