Anasayfa Blog Koku

Koku

183
0
PAYLAŞ

parfüm sıkan kadınKokuyla ilişkimiz ilk ne zaman başlar? Dünyaya gözlerimizi açar açmaz, bizi kundaklayıp annemizin kucağına verdikleri an. İşte ömür boyu müptelası olacağımız, bize eşsiz huzuru, güveni ve sevgiyi veren “anne kokusu” ile tanıştığımız an.

Kazık kadar da olsak annemize her sarıldığımızda duyacağımız, burnumuzu sinesine soktuğumuzda alacağımız o koku, belki de zihnimizin dehlizlerinde hep arayacağımız, karşılaştıracağımız, ama bulamayacağımız, üzerine melek tozu serpilmiş cennet kokusu. Evet cennetin bir kokusu olsaydı bu mutlaka anne kokusu olurdu.

Beş duyumuzun hepsi birbirinden kıymetli. Ama koklamak insanı oturduğu yerden kalkmadan ışık hızıyla seyahat ettirebilir, kaybettiklerini buldurabilir, haz verir, duygularını coşturur hatta bazen ağlatabilir.

Koku hayatımızda bir dönemi ifade eder, bir insanı, anılarınızı, bir tatilinizi hatırlatabilir. Hayat boyu vazgeçemeyeceğimiz kokular olur. Bir insana bağlanır gibi bağlanırız bir kokuya.

Bu koku her zaman manalı güzel bir koku olmayabilir. Klor kokusu, puro kokusu, naftalin kokusu, is kokusu bile olabilir. ‘Işık hızıyla seyahat imkanı’ dedim ya, mesela ben ne zaman puro kokusu duysam, çok sevdiğim rahmetli eniştemin karşımda bacak bacak üstüne atmış, vakur bir edayla askerlik anılarını anlatışı gelir gözümün önüne. Ve ne zaman (çok şükür ki artık pek kullanan yok) Cacharel’in Anais Anais parfümünü duysam, hiç sevmediğim babaannemle ilgili bir sürü tatsız görüntü üşüşür üstüme.

Siz de benim gibi koku düşkünüyseniz bilirsiniz koku saplantısını ve pek de tuhaf gelmez o zaman anlatacaklarım.

Markette dolaşıyorum, alışveriş yapmaktan en çok hoşlandığım kısma geldim; şampuan, vücut şampuanım bitmiş, alacağım. Markası hiç önemli değil, insan kaç tanesinin kapağını açıp koklar. İtiraf ediyorum: Hepsini.

Bitmedi, çamaşır yumuşatıcısı bitmiş, alacağım. Kaç tanesi açılıp koklanır? Yine hepsi.

Bir gün markette böyle kapak aça aça gezen bir deli görürseniz işte o benim. :)

Durum yumuşatıcı ve şampuan için böyleyken, varın parfüm alışverişimi siz düşünün. Allah bana yardımcı olan satış görevlisine sabır versin. Öyle ömür boyu bir parfüme saplanıp kalanlardan değilim. Ruh halime, beğenilerime göre değişir parfüm zevkim. Erkek parfümünü bile kullandığımı bilirim çok beğenip. Parfüm dediğin yeter ki ağır kokmasın, yanındakilere şişeyi kafanda kırıp çıkmışsın gibi eziyet etmesin. Ekseriya biz Türk kadınlarında var bu parfümle yıkanma alışkanlığı. Parfüm aldım bari buram buram kokayım durumu. Halbuki parfümü havaya sıkacaksın ve yaptığı bulutun içinden geçeceksin. Üzerinde kalan hoş bir rüya olacak. Ama nerede, Sibel Can sahneye çıkarken bir şişe bitiriyormuş. Ee maşallah…

Burnunuz keskinse her tenin kendine has özel bir kokusu olduğunu bilirsiniz. İnsan bir tek kendi özel kokusunu duyamıyor maalesef. Kendi sesimizi başkalarının kulağından duyar gibi duyamamamız gibi.

Bazı şanslı insanlar parfüme gerek duymadan çok güzel kokarlar. Anadolu’da bebeklere doğar doğmaz tuz banyosu yaptırırlarmış, ‘tenleri güzel koksun, hiç ter kokmasın’ diye. Bunlar o tuzlananlar mı bilmiyorum. Bazıları da banyodan çıkar çıkmaz teke gibi kokar. Arkalarından asansöre binersiniz ya da şansızsanız aynı anda binersiniz ve burnunuzu derhal uzun bir tatile göndermek istersiniz. Okulda, iş yerinde etrafınızda belki olmuştur masasına gizlice “lütfen kullan, bize acı” notu iliştirerek deodorant bıraktığınız birileri.

Temiz kokmanın temizlikle çok ilgisi var elbet, ama bazıları için temizlik de fayda etmiyor maalesef. Allah eşlerine, yakınlarına sabır versin.

İnsanları geçiyorum, mekanların bile kokusu vardır. Kiliseler küf, tütsü ve bilemediğim ağır bir koku ile kaplıdır, camiler daha ziyade ayak kokar. Bazı evler her daim kızartma, soğan, yağ kokar. Perdeye kanepeye her yere sinmiştir artık bu koku. Havalandırsan da iflah olmaz.

Bazı evlerde papatya gibi mis gibi çiçek, temizlik kokar. Girip, çıkmak istemezsiniz. Ya yeni bebek doğmuş eve ne demeli, kimse söylemese de girer girmez anlarsınız evde bir bebek olduğunu. Ne büyülü bir kokudur o, nasıl yayılır bütün eve?

Koku kimliktir, tanımdır, beynimizdeki uyuyan bilmecelerin cevap anahtarıdır, sarıp sarmalar, sarhoş eder, hüzünlendirir, güldürür, uzaklaştırır, aşık eder. Eş seçiminde bile etkilidir. Gülmeyin bu gerçek. İnsanlar karşı cinste, en çok kokuları kendi vücut kokularına benzeyen insanlara çekim duyuyorlarmış.

‘Koku ağlatır’ demiştim. Eren üç aylıkken işe geri döndüğümde çantamda onun sabah üstünden çıkardığım body’si ile geziyordum. Özledikçe çıkarıp çıkarıp koklayıp ağlıyordum. İnsanın kendi evladının kokusu gibisi yok. Bıkılmayacak, doyulmayacak tek koku .

Hele de sabah uyandığında, ılıcık teninden yayılan koku fırından yeni çıkmış ekmek gibidir. Gıgısı, ensesi, saçlarının dibi, hatta hafif ekşi ekşi kokmaya başlamış ayakları bile ne güzel kokar.

Gözümü bağlayıp elli çocuk koklatsalar aralarından şıp diye bulurum koklayarak çocuğumu. Eminim aynı test ona yapılsa o da beni bulur. Çünkü annesi çocuğuna, çocuk annesine bambaşka kokar. Her sabah yanıma geldiğinde bu koklama seansları için Tanrı’ya şükrediyorum. Biri tarafından bu kadar sevilip ve koklanmak ve benim birini bu kadar sevip doya doya koklamam ne güzel.

En güzel kokular sizlerle olsun.

PAYLAŞ
Önceki yazıHaftasonu Kaçamağından Fazlası: Bozcaada
Sonraki yazıRengarenk Bikiniler Sezonda, Yaz Mevsimi Kapıda !
Nisa Aslı Erten
Hayatı doya doya her anıyla yaşamayı seven, mutluluğu detaylarda bulmayı bilen, Eren'in annesi, kedi çılgını, seyahat sever, fotoğrafçı, öykü yazarı, güneşli iklim insanı, yemek yapmayı terapi olarak gören, ruh haline göre kıyafetler ve aksesuarlarla oynamayı seven bir titiz başak burcu kadını.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here